Çayyolu Cumartesi Pazarı Günlüğüm: Bez Torba, Bir Teyze ve Mahalleli Olmak

Çayyolu'na taşınalı iki yıl oldu ama mahalleyi asıl tanıdığım yer ev değil, Cumartesi pazarı. Bu yazı bir rehber değil — pazar arabamın tekerleği bozulduğundan beri tuttuğum dağınık notların birleştirilmiş hali. Tarihler gerçek, fiyatlar o günkü fiş üstünden.

Kızımı kreşe bıraktıktan sonra kahve içip eve dönen, "mahalleli" olmaya çalışan biriyim. Pazar, bu işin sınavı gibi geldi bana.

2 Mayıs Cumartesi — İlk defa file yerine bez torba

Sabah 08:20 gibi indim pazara. Daha önce hep hafta içi markete gidiyordum, Cumartesi pazarına ilk ciddi gelişim bu. Tezgâhların arasında bir tur attım, hiçbir şey almadan. Bunu bilerek yaptım: önce fiyatları görüp sonra dönmek. İyi ki yapmışım, çünkü girişteki çilek tezgâhı 80 lira derken, en arkadaki amca aynı çileğe 55 diyordu.

Bir hata yaptım ama: yanıma sadece file almıştım, bez torba yoktu. Domates, biber, bir demet maydanoz derken file koptu. Tam yere dökülecekken yan tezgâhtaki teyze elini uzattı.

Teyze: "Kızım file ince, pazara naylon poşet kalmadı artık, bilmiyor musun? Al şu bezi, gelecek hafta getirirsin."
Ben: "Olur mu öyle, tanımıyoruz bile birbirimizi."
Teyze: "Pazarda tanışılır zaten. Getirmezsen de bir şey olmaz, helal olsun."

Bu kadar basit. O bezi gelecek hafta gerçekten götürdüm, içine de bir paket çay koydum. İşte o günden sonra pazara giderken eve geri dönmek istemedim hiç.

9 Mayıs — Pazarcının saatini öğrenmek

Bir mahalle ablası, kapıcımızın eşi, geçen hafta "sen erken gidiyorsun, yanlış" demişti. Anlamamıştım. Bu hafta dediğini denedim: pazara öğleden sonra, kapanmaya yakın 13:30 civarı gittim.

Sabahki o tezgâh tazeliği yoktu, doğru. Marul biraz pörsümüştü. Ama fiyatlar tamamen değişmişti. Sabah kilosu 40 lira olan biber 25'e düşmüştü, çünkü adam akşama malı elinde götürmek istemiyordu. Patlıcanı "hadi abla şu kasayı al, 50 lira hepsi" diye verdiler. O kasayla iki hafta közleme yaptım, dolaba attım.

Öğrendiğim şey şuydu: Çayyolu pazarında sabah tazelik, öğleden sonra fiyat var. Hangisine ihtiyacın olduğunu önceden bilmek lazım. O hafta bütçem kısıtlıydı, öğleden sonrayı seçtim ve hiç pişman olmadım.

16 Mayıs — Yağmur, sığınma ve bir tarif

Bu Cumartesi hava bozuktu. Saat 10 gibi bardaktan boşanırcasına başladı. Tezgâhların üstündeki branda su tutmaya başlayınca herkes ortadaki geniş tente altına doluştuk. Yabancı yabancı 15 kişi, omuz omuza, yağmurun durmasını bekliyoruz.

Yanımdaki beyefendi, belli ki emekli, elinde poşet poşet ot. Sordum, "Bu kadar otu ne yapıyorsunuz?" diye. Meğer ebegümeci, semizotu, ısırgan toplamış. Bana ısırganı nasıl pişireceğimi anlatmaya başladı:

"Eldivenle yıka, haşla, suyunu sık. Soğanı kavur, bulgur at, üstüne ısırganı koy. Çayyolu'nda kimse yemiyor bunu artık, ayıp. Annem rahmetli haftada üç gün yapardı."

Yağmur yirmi dakika sonra dindi. O beyefendinin adını bile sormadım, ama o akşam gerçekten ısırgan aradım pazarda — kalmamıştı. Gelecek haftaya not ettim. Bir şehirde "mahalleli" olmak galiba böyle bir şey: yağmur altında tanımadığın birinden annesinin tarifini öğrenmek.

23 Mayıs — Pazarın görmediğim yüzü

Bu hafta erken kalktım, 07:45'te pazardaydım. Tezgâhlar daha tam kurulmamıştı. Kamyonlardan kasalar iniyor, esnaf birbirine çay söylüyordu. Bir köşede üç pazarcı, henüz müşteri yokken, simit-çay açmış kahvaltı ediyorlardı. Beni görünce "buyur abla bir çay" dediler. Utandım, almadım, ama o sahne aklımda kaldı.

Pazar dağılırken de bir kez kaldım bu sefer. Saat 14:00 gibi. Tezgâh sökülürken yere düşen, satılamayacak sebzeleri bir kenara ayırıyorlardı. İki kişi geldi, belli ki ihtiyaç sahibi, o sebzeleri aldılar. Kimse kimseye bir şey demedi, göz teması bile yok. Sessiz bir düzen. Çayyolu'nu sadece siteler ve villalarla tanıyan biri bu yüzü hiç görmüyor.

İki yılda pazardan öğrendiklerim

Bunları madde madde yazıyorum ama kural değil, sadece benim tecrübem:

  • Önce bir tur at, sonra al. Aynı domates girişte ve çıkışta iki ayrı fiyat olabiliyor.
  • Bez torba götür. Hem file kopmuyor hem de pazarcı seni "buralı" sayıyor, bu da fiyata yansıyor — gülümseyerek söylüyorum ama gerçek.
  • Saatini ihtiyacına göre seç. Tazelik istiyorsan sabah, fiyat istiyorsan kapanışa yakın.
  • Konuş. En iyi tarifleri, en doğru "şu tezgâhtan alma" uyarılarını markette değil pazarda, tanımadığın insanlardan aldım.

Ev ararken herkes okula uzaklığa, site aidatına, otoparka bakıyor — haklı olarak. Ama ben şunu da eklerdim: o mahallenin Cumartesi sabahı nasıl kokuyor? Çayyolu'nda benim için cevap, ıslak asfalt, taze nane ve uzaktan gelen simit kokusu. İki yıl sonra hâlâ o pazara, eve dönmek istemeden gidiyorum.