Çayyolu'nda Ev Ararken Gezdiğimiz 5 Ev: Her Birinden Aldığımız Ders

Geçen sonbahar İstanbul'dan Ankara'ya kesin dönüş kararı alınca, eşimle "artık kiralık değil, kendi evimiz olsun" dedik. Bütçe belliydi, semt de: Çayyolu. Bir hafta sonu içinde 5 ev gezdik. Bu yazı o 5 evin, ezberlenmiş emlak diliyle değil, içeri girdiğimde aklımdan geçenlerle anlatılmış hali. İsim vermiyorum, ilan numaralarını da sildim — ama izlenimler olduğu gibi.

Şunu baştan söyleyeyim: hiçbiri "ev gezme" planımıza uymadı. İkinci evden sonra liste tutmayı bıraktık, çünkü asıl belirleyici olan şey hep ilanlarda yazmayan bir detaydı.

1. Ev — Cumartesi 10:00, Ümitköy sınırı

İlanda "sıfır gibi, masrafsız" yazıyordu. Kapıyı açan emlakçı çok hevesliydi, fazla hevesli. Salon gerçekten ferahtı, parke yeniydi. Ama mutfağa geçerken ayağımın altında zemin hafifçe esnedi. Eşim hemen fark etti, "burada su kaçağı olmuş, lamine altı şişmiş" dedi — kendisi inşaat sektöründe çalışmıştı bir dönem.

Eşim: "Bu zemin niye esniyor?"
Emlakçı: "Yok canım, yeni parke öyle olur ilk başta."
Eşim: "Parke esnemez, altındaki şişer. Buranın altında ne var?"

Emlakçı konuyu değiştirdi. Biz de evi gezdik gezdik ama o esneyen zemin aklımdan çıkmadı. Görünüşe aldanmamak diye buna deniyor herhalde. Eve dönerken "ilk evi her zaman es geçeceğiz" diye konuştuk, sonradan bunun da yanlış olduğunu anladık ama o gün öyle hissettik.

2. Ev — Cumartesi 12:30, ara sokak

Bu ev fiyatına göre çok iyi görünüyordu, hatta "niye bu kadar ucuz" diye merak ettik. Cevabı içeri girince anladık: ev güzeldi ama sokak dar, otopark imkânsızdı. Emlakçı "akşam herkes işten gelince burada yer bulmak biraz zor olabiliyor" dedi. "Biraz" kelimesinin ne demek olduğunu, çıkışta sokağa çift sıra park etmiş arabaları görünce anladım.

İçerisi tertemizdi, balkondan ATO tarafı bile görünüyordu. Ama ben günde iki kez araba park etmek için tur atacağım bir yere taşınmak istemedim. Eşim "ev on numara ama biz burada her akşam sinir oluruz" dedi. Haklıydı. İlanların hiçbirinde "otopark stresi" diye bir madde yok, oysa günlük mutluluğu en çok bu belirliyor.

3. Ev — Cumartesi 15:00, site içi

Güvenlikli site, çocuk parkı, yüzme havuzu — kâğıt üstünde rüya. Ama site kapısında bizi 10 dakika beklettiler, "sakinlerden onay gelmeden ziyaretçi alamıyoruz" dediler. İçeri girince anladım ki bu sıkı kuralların bir bedeli var: yüksek aidat. Emlakçı net rakam vermek istemedi, "ortalama bir villa aidatı" gibi geçiştirdi. Kapıdaki güvenlik görevlisine sorunca gerçek rakamı söyledi, beklediğimizin neredeyse iki katıydı.

Evin kendisi güzeldi, çocuk için ideal. Ama biz iki kişiyiz, çocuk yok henüz. O havuzun, o spor salonunun parasını her ay ödeyip kullanmamak bize mantıklı gelmedi. Site hayatı doğru aileye değer, yanlış aileye yük. Biz yanlış aileyiz, bunu o kapıda anladık.

4. Ev — Pazar 11:00, en çok beğendiğimiz

Burayı yazmak biraz hüzünlü, çünkü en çok bu eve gönlümüz düştü. Bahçe katı, küçük ama bakımlı bir bahçesi vardı, eşim çiçek için "burayı toprak bahçe yaparız" diye planlamaya başlamıştı bile. Işık güzeldi, sabah güneşi mutfağa giriyordu.

Sonra ev sahibiyle tanıştık. Yaşlıca bir amca, evi satmaya gönlü pek razı değildi. Konuştukça anladık ki satışı çocukları istiyor, kendisi istemiyor. Eşim usulca "bu satış uzun sürer, belki de hiç olmaz" dedi kulağıma. Emlakçıya açıkça sorduk:

Ben: "Malik gerçekten satmaya kararlı mı? Çünkü çok gönülsüz görünüyor."
Emlakçı: "Açık konuşayım, üçüncü kez ilana çıkardık. İki kez son anda vazgeçti."

Bu dürüstlük için emlakçıya teşekkür ettim. En sevdiğimiz evi, tam da bu yüzden listeden çıkardık. Bir eve gönlünü kaptırmak kolay; aylarca süren, sonunda bozulan bir satış sürecinin yıpratıcılığını göze almak başka şey.

5. Ev — Pazar 14:30, "hayır" demesi en kolay olan

Son ev en pahalısıydı, bütçemizi biraz zorluyordu ama "bari görelim" dedik. Kapıdan girer girmez bir rutubet kokusu vardı. Emlakçı pencereleri açmıştı önceden ama koku gizlenmiyordu. Bodrum katındaki depoda duvarda küf lekeleri gördük. "Buraya su mu doluyor?" diye sordum, "çok yağışlı kışlarda az miktarda" dediler.

"Az miktarda su" ifadesi, ev alırken duyabileceğiniz en pahalı cümlelerden biri. Teşekkür edip çıktık. İçerisi en lükssü, manzarası en iyisiydi, ama temelde su sorunu olan bir eve hayatımızın birikimini gömmek istemedik. Bu ev hiç düşündürmedi bile — bazen "hayır" en kolay budur.

Beş ev gezdikten sonra elimizde ne kaldı?

O hafta sonu hiçbir ev almadık. Ama boş dönmedik. Şunları anladık:

  • İlandaki sıfatlar değil, içerideki kokular ve sesler önemli. Rutubet kokusu, esneyen zemin, sokağın akşam gürültüsü — bunlar fotoğrafta görünmüyor.
  • Aidatı kapıdaki güvenlikten sor. Emlakçı yuvarlar, görevli net rakamı söyler.
  • Malikin gerçekten satıp satmadığını anla. Gönülsüz satıcı, aylarını çalar.
  • En çok beğendiğin ev, en doğru ev olmayabilir. Duyguyla değil, süreçle karar ver.
  • "Az su", "biraz zor", "ilk başta öyle olur" gibi yumuşatılmış cümleleri ciddiye al. Genelde altından gerçek bir sorun çıkıyor.

Sonunda evi nasıl bulduk derseniz — o başka bir yazının konusu. Ama şunu öğrendik: Çayyolu'nda ev aramak, beğendiğin evi bulmaktan çok, yanlış evleri eleyebilmekle ilgili. Beş ev, beş "hayır", ama her biri bize bir sonraki "evet"i daha sağlam kurmayı öğretti.